İnsanın düşüncesine düşen, davranışına yansıyan her şeyin mutlaka geriye bir dönüşü vardır. Tıpkı bir bumerang gibi...

Bumerangı fırlatırken insanın niyeti neyse, havada uçarken ona bağlı birçok şeyi toplayarak geri döner.

Kimi sahibi öfkeyle fırlatır, kurtulmak istercesine tüm gücüyle savurur. Nafile, kurtulamaz; dönüş yine kendisine olur.

Hem de insanın etrafında başkaları olacağı için, onların da öfkesini toplayarak geriye döner. Birinin kalbini kırarak, başkasının hevesini kursağında bırakarak döner.



Her şey her şeyle ilişkilidir…

Küçük bir şey ekersin ama geriye bambaşka bir şey alırsın.

Geriye alış her zaman farklı olur çünkü ilişkili olduğu başka şeyler de vardır.

Bumerangı öfkeyle değil de keyifle de atabilirse insan, güzellikler de toplayarak geriye dönebilir.

Yine etrafındaki insanlara dokunur ama bu sefer keyif bulaştırıp keyifle geri gelebilir.

İnsan başkalarını hep etkiler, hiç istememiş olmasına rağmen etkiler.

Peki, neden başkalarına etkiler? Bumerang çarpmadan da geri dönebilir miydi?

Bumerang yola çıktığında asla aynı şekilde geri dönemez. Havaya dokunur, yol alır, farklılaşır, eskir, görmüş geçirmiş olarak döner.

Çünkü her şey başladığı yere döner ama aynı şekilde değil. Kimisi değişerek, kimisi dönüşerek döner.

Her insan başkalarına dokunur. Onlara bedel öder, onlardan bedel alır. Değişmek ya da dönüşmek zorundadır. Çünkü insan dokunduğu her insandan ya bir parça alır ya da bir parçasını verir.

Yaratılan her şeyin bir amacı vardır. Amaçsız hiçbir şey var olamaz. Amacı doğrultusunda ödediği bedellerin, ettiği niyetlerin mutlaka bir dönüşü olacaktır.

Yapması gerekeni yapmalı, sürecini kabul ederken dününe göre daha iyi bir şekilde ilerlemelidir…

Peki senin amacın ne? Senin niyetin ne?

Peki amaç ne? Niyet ne?